cafcaf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cafcaf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbret Serisi : Ash Catchum
Tam macerası Cafcaf'ın bu ayki sayısında...
yazan: bu blogun sahibi.
çizen: Ahmet Torun (çok cevval bir çocuk bu. maşallah)
yazan: bu blogun sahibi.
çizen: Ahmet Torun (çok cevval bir çocuk bu. maşallah)
alâkadar
ahmet torun,
ash catchum,
cafcaf,
pokemon,
pokemon izle
Serencam-ı Gandalf Aleyhisselam
"sevgili frodo!" diye haykırdı gandalf. "daha önce de dedim ya, hobbitler gerçekten ilginç yaratıklar. onlarla ilgili öğrenilecek ne varsa bir ay içinde öğrenebilirsini ama bir de bakarsın yüz yıl sonra bir darlık anında seni gene de şaşırtıvermişler..." ardından piposuna bir tutam shire tütünü doldurdu, içine çekti, dışarı kesif bir tütün dumanı bıraktıktan sonra çaktırmadan legolas'a;
"götü yere yakın olandan korkacaksın hacı." dedi.
bir de şöyle bir şey var;
Cafcaf'tan Tırcı Balaban'a sansür!!! ve Cafcaf cephesinden pişkin cevap!
Bu sabah baktım ne göreyim? Bizim sokakta şenlik var, büyükler kös kös otururken, adam oluvermiş çocuklaar diye bir Barış Manço şarkısına ne ara dönüştü bu cümle Allaseniz?
Neyse yahu, bu sabah baktım ne göreyim? Cafcaf Volkan Akmeşe'nin Tırcı Balaban'ını "nah" ını başparmak yerine çiçek koymak marifeti ve kendini cnbc-e sanma gafletiyle sansürlemiş!
Tabi Debdebe ve Gulgule cafcaf gibi sansürcü olmadığı için elde ettiğim sansürsüz versiyonunu yayınlıyorum.
not: yayın hayatına uzun bir süre sonra "Nah" ile devam eden siteden hayır gelir mi lan?
not 2: ve şu zamana kadar sessizliğini koruyan cafcaf cephesinden cevap geldi! Utanacağı yerde "olm o çiçeği ben koydum benim adım neden geçmiyor lan sitede??!" diye pişkin bir şekilde bana serzenişte bulunan Ramazan Yıldız. evet... böyle kalır işte cümle yarıda toparlayamazsın Hakan.
not 2: ve şu zamana kadar sessizliğini koruyan cafcaf cephesinden cevap geldi! Utanacağı yerde "olm o çiçeği ben koydum benim adım neden geçmiyor lan sitede??!" diye pişkin bir şekilde bana serzenişte bulunan Ramazan Yıldız. evet... böyle kalır işte cümle yarıda toparlayamazsın Hakan.
Kaziyye-i serencâm ya da Cafcaf'ın satmamasının gayr-ı resmi vesikâları-4
-Sevgili Bilim Teknik dergisi üyeleri. İslamcı Cafcaf dergisi çalışanları tarafından mütemadiyen bir evrim karşıtı karikatürde oynama teklifleri alıyorum. Benden yana bir sorun olmaz da, üç kuruşa bir muza tamah edecek maymun arkadaşlar var. Aman dikkat. Arz ederim.
Hikaye: Teravih esprisi bulmak için kasan genç
Geçen sene bu zamanlar Cafcaf'ta yayınlanmış bir hikaye. Hey gidi...
"Teravih ile ilgili orijinal bir espri bulmalıyım."
Bu fikri aklıma sokan da, eve uğramadan sokaklarda avare gezmeme, cami cami dolaşmama sebep Asım abiden başkası değildi. Ama olmuyordu, aklıma hızlı namaz kıldıran imamdan, yanlışlıkla hatimle kılınan teravide mahsur kalıp cami camından beni kurtarın diyen adamdan, safların arasında arabacılık oynayan çocuklardan, hocanın süper hızlı kıldırması ile ışık hızını aşıp zamanda yolculuk yapan cemaatten [camiden bir çıkarlar taş
devrindeler] başka bir şey aklıma gelmiyordu. Naçar, eve geldim. Hanım, asık suratımı
görse de bu hallerimi bildiğinden sesini çıkarmadı. Ben de, direk çalışma odama koyuldum. İnterneti açtım, google'dan teravih diye yazdım ama kayda değer bir şey göremedim. Gece bastırdı, ağırlaşan kafama, kapanan göz kapaklarıma mukayyet olamadım. Her taraf uçsuz bucaksız karanlıktı, bir an ne yapacağımı bilemedim. Derken ufukta bir iğne ucu kadar bir aydınlık gördüm ve ona doğru koşmaya başladım.
Koştukça aydınlık arttı ve detayları ortaya çıkmaya başladı. Tek bir ışık değildi bu, ışık sütunları vardı ve sütunlar harfler oluşturuyordu. Arap harfleriydi bunlar, elif, he, mim.. Fark ettim ki Osmanlıca, "Ah min el Aşk" yazıyordu. Elif'e doğru koştum koştum. Işığı gözleri kamaştıracak kadar yaklaştığımda üzerinde bir kapı gördüm. Kapıyı araladım ve kapının bir meclise aralandığını gördüm. Meclis'te pek çok şair, sıralanmış meşk ediyorlardı. En yakınımdakine döndüm, "Bana teravih namazı ile ilgili latife lazım." Dedim.
Bana ilerde yalnız oturan bir şairi gösterdi. "Onun yanına git." Dedi. Önce "Yârin ile hoş musun diye sor ondan sonra latifeni iste."
"Peki." Dedim. "Allah razı olsun."
Yanına yaklaştım, ellerini başının arasına koymuş kafasını ileri geri sallıyordu. sordum;
"Yârin ile hoş musun?"
Şöyle bir durdu, elini yeşil sarığına götürecek gibi oldu, sonra vazgeçti. Derin bir nefes aldı, tam bir şey söyleyecekmiş gibi başladı ama kelimelerdökülmedi ağzından. Ben de ortamdaki sessizlikten huzursuzlandım,elimi gözlüğüme götürdüm, kollarımı kavuşturup biraz öyle bekledim. bu durum tam on dakika böyle devam etti. Tam ben gidecektim ki ağzından şu kelimeler döküldü.
"Nesimi'ye sorsalar ki
Yarin ile hoş musun,
Hoş olayım ya olmayayım
O yâr benim kime ne."
Demesi ile tüm meclis kahkahalara boğuldu. Gülmekten nefesi kesilenler, göbeğini tuta tuta "Eki eki! Bu ne yaman latifedir!" diyenler, "her gelene de aynı şey yapılmaz ki mollalar!" diye kızsa da kendini tutamayıp kahkahayı patlatanlar, sarığını düşürüp de almaya mecali olmayanlar. En son birisi beni yanına çekti,
"Sen Nesimi'ye bakma, zevcesinden çekiyor da ondan aksi." Dedi. Sonra şu
mısrayı söyledi bana.
Oturuşdu tek ü pûy-i ney ü meydan rindân
Zâhidân eylediler şimdi teravihe kıyam
[Kalenderler meydanında herkes otuyordu
Şimdi hepsi teravihe durdular.]
"İyi ama artık kimse de teravih için kalkıp gelmiyor ki. Böyle latife yapamam, çok klasik olur, tutmaz!" dedim. Arka taraftaki mollalardan birisi "Ya tutarsa!" dedi, koştu ve bir
Bakraç yoğurdu üzerime boca etti.
Mollalar bir kez daha, bu sefer daha güçlü gülmeye başladılar. Bir süre sonra sesleri o kadar çoğaldı ki başka bir şey duyamaz oldum. Mollalar üstüme geldikçe küçüldüğümü hissettim, en son bir karınca kadar küçüldüğümde mollalardan birisi ayağını kaldırdı ve.
"Latifeeeaa!" diye uyandım. Eşim sesime geldi. "Bana bunu da mı yapacaktın hayırsız! Latife kim? Yazıklar olsun sana Hakan!" dedi. Anlamsız gözlerle ona baktım, "teravih ile ilgili espri lazım bana." Dedim.
Apar topar çıkıp boş sokaklarda beyhûde, teravih esprisi aradım.
Kaziyye-i serencâm ya da Cafcaf'ın satmamasının gayr-ı resmi vesikâları-3
-Hakan Cafcaf diyorum, durum kötüye gidiyor diyorum satışlar iyi değil diyorum niye bir tepki vermiyorsun?
-Kusura bakma kurban, dalmışım.
Ehehe. Debdebe ve gulgule, futursuzca kelime esprisi yapabileceğim mekan. present Futur tense.
İçinden tren geçen hikaye: Be hey Gençlik
İlk Cafcaf'ta yayınlanan Be Hey Gençlik adlı köşede yayınlanmıştır.
İşlerim ahmakıslatan gibi tepemden yağıyor, müşteriler yıldırım yıldırım kafama düşüyor idi. Bu hengâmda, ekranımın sağ alt köşesinde bir kutucuk, bana msn üzerinden Ankara’da okuyan genç bir arkadaşımın bir şeyler yazdığı havadisini veriyordu. Tıkladım. Açtığımda, “Abi bir site var çetrulet diye, ilk defa denedim, rastgele insanlarla görüntülü çet yapıyorsun. İlk seferde İtalyan bir hatunun msn adresini aldım ehehe ayayekokocombo jkshajkdh.” Yazdığını gördüm.
Filhâl, bilgisayarımı kapattım. İş arkadaşlarıma acil bir işim çıktığını söyleyip Haydarpaşa Gar’ına doğru seyirttim. Acil tarafından bir bilet alıp yola çıktım. Kompartımanımda benimle beraber üç tane öğrenci suretli zevat vardı.
Yolculuk esnasında zamanla kendileri ile ünsiyet peyda ettim ve havadan sudan konuşmaya başladık. Üçü de kıpır kıpırdı. “Abi biz macera olsun diye ilk defa trene biniyoruz da çok heyecanlandık.” Diye açıkladılar. “Ooo gençler.” Dedim. “Karşınızda hayatı trenlerde geçmiş bir adam duruyor.” Bunun üzerine gözleri hayret ve hayranlıktan ışıl ışıl oldu. Anlatmaya başladım.
“Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana, ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu. Küçük istasyon binasının arkasında, battal bir hatta çekilmiş, eski bir vagonda kalıyorduk. Vagondan bir ev...”
Lafımı birisi böldü. “Aaa abi çocukluğun, Mustafa Kutlu’nun Uzun Hikaye’sinde anlatılana ne kadar da benziyor!”
Bunun üzerine bir lahza durakladım ve devam ettim.
“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi. Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında, ıssız,engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı-Özek uzar giderdi...”Bu sefer lafımı diğeri böldü,
“Abi bu da Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanında yazıyor.”
“Hayat hayata benzer gençler!” dedim. Dolan gözlerimi pencereye dikerek, “O değil de bir keresinde de Çin’den Moskova’ya Trans-Sibirya treni ile geçmeye karar vermiştim ve yolculuk esnasında bagajıma matruşkalar içerisindeki eroin zulasını koyan bir kaçakçı ve polis görünümlü mafyanın dahil olduğu bir macera yaşamıştım. Maceranın sonund…”
Lafımı bu sefer üçü de kahkahaları ile böldüler. Gülmekten kıpkırmızı olmuş suratı ile bir tanesi, “Yuh be abi direkt Transsiberian filminden sahne çaldın ha!!” diye açıkladı. Onlar gülmeye devam ederken, ayağa kalktım. Ciğerlerime, büyük bir nefes hapsettim…
Tren Ankara’ya geldiği zaman, polisler kompartıman zeminine sereserpe uzanmış, beyninin pekmezi akan üç genci ayıltmaya çalışıyor, başka bir polis memuru da “Abi vallaha ne olmuşsa kaşla göz arasında olmuş ben bir şey fark edemedim!” diyen tren görevlisine sorular soruyordu.
Gardan çıkıp bir taksi çevirdim. “Bilkent Üniversitesi’ne.” Dedim. Ankaralı genç adamın okuduğu kampüse gidip, … nerede acaba diye sormaya başladım. Kendisi popüler bir zat olduğu için iki üç kişiye sorduktan sonra kantinde olduğunu söylediler. Kantine girdiğimde hemen beni fark etti. Ben oturmak üzere bir sandalye kapıp ona yaklaşırken,
“Oooo Hakan abi bu ne sürpriz hangi rüzgar attı seni? Daha sabah msn’de konuşuyorduk. Ama Hakan abi neden elindeki sandalyeyi kafama doğru savu…”
ÇAAAAAAAAAAAAT!
Kafasına sandalyeyi asayı musa misal geçirince geçirdiğim yerden yedi pekmez ırmağı taştı.
“Başka şey mi bulamadın lan internette uğraşacak?”
diye sordum ama şuurunu yitirdiği ve beyninin pekmezi aktığı için beni duyamadı. Sonra çıkıp gara gittim. Acilinden bir İstanbul bileti aldım. Kompartımanda iki orta yaşlı adam vardı. “Abiler.” Dedim. “Karşınızda hayatı trenlerde geçmiş bir adam duruyor.”
Kaziyye-i serencâm ya da Cafcaf'ın satmamasının gayr-ı resmi vesikâları-2

-Olm Hakan, ben size espri yapmayın kıçınıza tekmeyi basarım demedim mi?
-İyi de abi, sen kıçıma tekme atmıyorsun ki, ben senin tekmene kıç atıyorum ehehehehe.
-Bak hala..Allah'ım sabır ver Yarabbim ya.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



